AnasayfaEğitimGastronomiGenelManşetYazarlar

Bolu’nun Gastronomi Hafızası

YAZAR: AYHAN VURAL

Bazı insanlar fotoğraf çeker; bazıları ise bir şehrin hafızasını geleceğe bırakır.

Bir yemek düşünün…

Daha tadına bakmadan gözünüzde canlanıyor. Yemeğin rengi, dokusu, sunumu ve hatta sıcaklığı bir fotoğraf karesinden hissediliyor.

İşte gastronomi fotoğrafçılığı tam da burada başlıyor.

Çünkü gastronomi artık yalnızca mutfakta üretilen bir lezzet değil; aynı zamanda görsel bir hikâye.

Aşçının emeği tabakta şekilleniyor, fotoğrafçının kadrajında ise zamana direniyor.

Bolu gibi güçlü bir mutfak kültürüne sahip bir şehir için bunun anlamı çok daha büyük.

Mengen’in dünyaca bilinen aşçılık geleneği, Bolu’nun yöresel yemekleri, doğal ürünleri, unutulmaya yüz tutmuş tarifleri ve gastronomi eğitimi alan gençleri; yalnızca sofralarda değil, fotoğraf karelerinde de yaşatılmalı.

Bir fotoğrafçı: Mete Ferah

Bu noktada Bolu’nun fotoğraf hafızasında iz bırakan isimlerden merhum Mete Ferah’ı anmak gerekir.

Mete Ferah bugün aramızda değil.

Fakat fotoğrafın en güzel tarafı da burada ortaya çıkıyor:

İnsan gider, fotoğraf kalır.

Bir fotoğraf, yalnızca bir görüntüyü değil; bir zamanı, bir mekânı, bir insanı ve bir kültürü geleceğe taşır.

Mete Ferah’ın ardından kalan fotoğraf mirası da bize fotoğrafın sadece sanat değil, aynı zamanda şehir hafızasının bir parçası olduğunu hatırlatıyor.

Bugün gastronomi fotoğrafçılığını konuşurken, geçmişte fotoğraf sanatına emek veren isimleri hatırlamak ve onların oluşturduğu görsel hafızayı yeni nesillere aktarmak büyük önem taşıyor.

Fotoğrafın ardından gelen kelimeler: Fatma Marmara

Bolu’da fotoğraf ile yazıyı aynı hikâyede buluşturan isimlerden biri de Gazeteci-Yazar Fatma Marmara.

Marmara’nın fotoğraf çalışmaları, Bolu’nun kültürel ve doğal değerlerini görsel olarak anlatma çabasının önemli örneklerinden.

Ancak onun dikkat çeken yönlerinden biri yalnızca fotoğrafla ilgilenmesi değil.

Gastronomi ve gastronomi eğitimi konusundaki ilgisi de bu hikâyeyi tamamlıyor.

Gastronomi, kültür, Bolu yemekleri ve gastronomi eğitiminin geleceği üzerine yaptığı çalışmalar; mutfağın yalnızca bir yemek üretim alanı olmadığını, aynı zamanda kültürün, eğitimin ve turizmin kesiştiği bir alan olduğunu ortaya koyuyor.

Burada fotoğraf ile gazetecilik de birbirini tamamlıyor.

Fotoğraf gösteriyor.

Gazetecilik anlatıyor.

Gastronomi ise bütün bu hikâyeye lezzet katıyor.

Bir tabak yalnızca bir tabak değildir

Bir aşçı için tabak, saatler süren emeğin sonucudur.

Malzeme seçilir.

Hazırlanır.

Pişirilir.

Lezzet dengesi oluşturulur.

Son dokunuş yapılır.

Sonra fotoğrafçı devreye girer.

Işık nereden gelecek?

Tabak hangi açıdan çekilecek?

Hangi ayrıntı öne çıkarılacak?

Yemeğin dokusu nasıl hissettirilecek?

İşte gastronomi fotoğrafçılığı burada sanat hâline gelir.

İyi bir gastronomi fotoğrafı, yemeği göstermez; yemeğin hikâyesini anlatır.

Gastronomi eğitimi ve fotoğraf

Bugünün gastronomi öğrencisi yalnızca yemek pişirmemeli.

Hazırladığı yemeği; sunabilmeli, fotoğraflayabilmeli, anlatabilmeli ve tanıtabilmeli.

Çünkü artık bir öğrencinin hazırladığı yemek, okul mutfağından çıkıp birkaç saniye içerisinde dünyanın farklı yerlerindeki insanlara ulaşabiliyor.

Bu nedenle gastronomi eğitiminde fotoğrafçılık, sosyal medya ve görsel anlatım becerilerinin de önem kazanması kaçınılmaz.

Bir öğrencinin hazırladığı Bolu yöresel yemeğinin fotoğrafı, yalnızca o günün etkinliğini anlatmaz.

Yıllar sonra o fotoğrafa bakanlar;

“Bolu’da gastronomi eğitimi bu dönemde böyleydi.”diyebilir.

İşte o zaman fotoğraf, eğitim materyaline ve kültürel belgeye dönüşür.

Bolu’nun gastronomi hafızasını oluşturmalıyız

Bolu’nun yöresel yemeklerini sadece tarif kitaplarında bırakmamalıyız.

Yemeklerin fotoğraflarını çekmeli, hikâyelerini yazmalı, ustalarını tanıtmalı, kullanılan yerel ürünleri belgelemeli ve bunları gelecek nesillere aktarmalıyız.

Mete Ferah’ın fotoğraf mirası bize geçmişi hatırlatıyor.

Fatma Marmara’nın fotoğraf ve yazıları bugünü kayıt altına alıyor.

Gastronomi eğitimi alan gençler ise geleceği oluşturuyor.

Aslında bütün bunlar aynı zincirin halkaları.

Geçmiş, bugün ve gelecek…

Hepsi bir fotoğraf karesinde buluşabiliyor.

Son söz

Bir şehrin gastronomisi sadece mutfaklarında değil, hafızasında yaşar.

O hafıza bazen bir aşçının tarifidir.

Bazen yaşlı bir ustanın anlattığı hikâyedir.

Bazen bir gazetecinin kaleme aldığı yazıdır.

Bazen de yıllar sonra karşımıza çıkan eski bir fotoğraftır.

Bu nedenle gastronomi fotoğrafçılığına sadece “yemek fotoğrafı çekmek” olarak bakmamak gerekir.

Bu, kültürü belgelemektir.

Bu, emeği görünür kılmaktır.

Bu, bir şehrin mutfak hafızasını geleceğe bırakmaktır.

Mete Ferah’ın fotoğrafları, Fatma Marmara’nın fotoğraf ve yazıları, aşçılarımızın emeği ve gastronomi eğitimi alan gençlerimizin çalışmaları aynı cümlede buluşuyor:

“Bolu’nun hikâyesi anlatılmayı, mutfağı ise fotoğraflanmayı hak ediyor.”

Çünkü bazı lezzetler damakta kısa süre yaşar.

Ama doğru fotoğraflandığında, bir ömür hafızada kalır.

Website |  + posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir